| PÝSÝG O QUITIK Yo kiyýd yo pising o yo quýtýk bén: Pising o quýtýk tým dunpior . Quýtýk péra niyen pisingdýmra, pising vazdena þýna yo dara. Quýtýk pisingra vun ; “ri tuýra ez ýn kiyed tým ha véþu munen. Tý niébinse wýharma ez hol kérdin mýrd. O hol mýqatmý bin. Ri tuýra; ez tým ha ýn kiyed véþuni uncen. O ri tuýra; mý hem ari mýrdié niédiu. Ez gera tuýra býxélis. Ayýra ez gera tuý býkiþ” Pising sér dara; quitikra vuna : “emu yemu inamek, bo astuýeré wýharma mýrena éz mirdra guýeþtwen o tiz mirdra guýeþt wén. Bo éz zé tuýwa, ma wirdiz zéciéye, výnýr ez ýna dara biérwar o ma pia bawé merdé astuýér výnýr.” Quýtýk vun “péki, wa ýnahewiz zé tuýb. Hela ma bun Seben” In vatiþ pising o quýtik wýharyýn guýeþtari ken. Vun; “tuýra ésen !; quýtýko pising hé bawe astuýérmý. Vun wa býmýr ma buý. De þýma mir vinin, þýma astuýér wén hý, þýma wý niwerd. Þýma gera o quýlra þiér” Mierýk cad astuýérxuý gen o þýn. astuýér ben bazarýd ruýeþen o yen kiye. Cinié miérik týr avuna “týp a astuýéra þi la astuýer ho ça?” Mierýk vun: “ hxal meselé quitik o pisin ýnawa… ayra miz astuýer berd ruet o ez uméy” Wéng ýna qal þýn quitik o pising. O quýtýk hiné yersben péra niyen pising dýma. Pising hiné wazdena þýna dara Quýtýk : pisingra vun; “ez gera tuý bikiþ, ni ýn kiyed nie mir mýrd” esta niez rýhxaté, ayra ma wird ýn kiyed ziedé. Gera yote kémib. Ruej yo leté nun mir quen mierýk ayiz ken parçý nimoyo duntuý. Ayira ez véþumunen. Ez gera tuý býkiþ” Pising vuna; “emu yemu inamek bo gaw buer hiniuk ho axuerýd. Zaten bi extiar. Hin niþken býxéwitiz. Nizdira mýren. Wýharma yý sarýbýrnen ken qormý, hxetan wýsar hým gueþt o hýmiz esté zaf. Éz mirdia wen tiz mirdia wén. Výnýr ez ýna dara biérwar” Quýtýk wun ; “ýna hewiz wa zétuýb, de biéwar. Ma býnékiz bawé gay buýér výnýr hela Seben” In qalkerdiþ quitik o pising véngyýn þýn wýharyýn. Wýharyýn cad þýn lezabes gay buýér axuerra vejen finen xuýver gen o þýn. Mierýk cad gay buér ben ruýeþen o yen kiye. Ciné miérik vuna; “tuý ga berdça ?” Mierýk vun; “hxal meselé quitik o pising ýnawa… ayra mý ga berd ruet o ez uméya” Ciniek vuna ; “mesela inawase tuý holkerd” Quýtýk ýna mesela muýsen hiné yersben péra nun pisingdýmra. Pising vazdena þýna darra Vuna ya merdým tý mýra vunse?. Tý dehxwe çýtay kén, qé tý ina kén?. Bo wýharmawo ciné xuý pia bi extiar. Ér sýwa wirdiz mýrén ma pia mirdira gueþt wén. Výnýr ez ýna darra biérwar” Quýtýk vun; “la tiz heqliya, dést wirdiuniz ho gueþa ér sýwa wirdiz mýrén. Pisingra vun de biéwar ! ma baw” yýn výnýr.” Ina qalé quitik o pising þýna miérik o ciniek guýeþ. Wirdiz vun: “tuýra ésen, ma hxeya ér yý kérd wiye o érin yý hé bawe merdiþ ma” Mierýk cinié xuýra vun: “ýna duinya inawa, týkén wiye, uniéncý cir wýhariké o péniya pénid tý xuýdun yý werdýþ. Wa yý merdiþma býpaw. Hxeya mar o merjuelý ma wén w ayý mabuér…” Ina meselé quýtik o pising wa ikiad býmun o þýmaz býmunin wéþid. İBRAHİM BUKAN komagena.com “ÝNEÐE SAYGI” HÝKÂYESÝ Çok eski bir tarihte (i.ö. 600- 1000 ) yýlarýnda kuzey Ýran’da bir kral yaþamýþ. Bu kral; halkýna çok iyi ve adaletli biriymiþ. Haklýda kralýný çok seviyormuþ. Derken günün birinde kralýn bir çocuðu olmuþ. Doðan bu çocuðun teni süt beyazý gibi bembeyaz tenliymiþ. Hem kral ve hemde saraydaki halk, bu duruma çok þaþýrýr. Kýllarý bile teni gibi bembeyazdýr. O zaman bu tür kýllara “þeytan tüyü” diyorlarmýþ. Saraydaki kâin ve bilginler: “yeni doðan birçok çocukta bu tür tüylerin olabileceðini” belirtirler. “ancak; zamanla, yani birkaç ay içinde bu tür þeytani tüyler dökülür ve yerine “rahmani” tüyler çýkar” diye belirtmiþler. Aradan birkaç ay geçmiþ kral ve saraydakiler bakmýþlar ki çocukta hiçbir deðiþiklik olmuyor. Ve tüylerinde de bir dökülme yok. Bunun üzerine, kral ülkesindeki tüm bilgin ve kâinleri sarayýnda toplamýþ. Kral; toplandýklarý salonun tam ortasýna çocuðu getirtip koymuþ. Kâin ve bilginlere: “sizi buraya toplamamýn sebebi benim bu çocuðum böyle beyazlýðýndandýr. Benim soyumda, bu güne kadar böyle bir insan doðmadý, bu neden böyle doðdu? Niye böyle her þeyi bembeyazdýr? Sizden bunun neden böyle olduðunu söylemenizi istiyorum.” Diyor. Kâin ve bilginler; önce sarayda olanlar daha önceki düþüncelerini “çocuk ilk doðduðunda her þeyiyle beyazdý. Hem cildi ve hemde tüyleri. Biz dedik ki ‘bu tüyleri “þeytan” tüyleridir. Zamanla dökülür ve yerine “rahmani” tüyler çýkar.’ Cildi içinde dedik ‘yeni doðmuþ bir çocuk için normaldir. Kralýn çocuðu olduðundan fazla nurludur. Ancak zamanla normal bir ten rengini alýr dedik’ ancak; baktýk ki yanýlmýþýz. Ne teni nede tüyleri normale dönmedi. Çocuktaki þeytani ruh çýkmadý ve onda kalýcý oldu. Bunun için biz diyoruz ki; bu çocuk þu an þeytan ruhunu taþýyor.” Bunun üzerine uzak diyarlardan gelen bilgin ve kâinlerde bu doðrultuda görüþlerini belirtirler. Derler ki: “evet; bu çocuk þeytani bir ruhla yaþýyor. Ve onu böyle her þeyiyle bembeyaz kýlan þeyde ondandýr. Kralýmýzýn soyuna bir þeytani ruh karýþmýþ.” Kral; kâin ve bilginlere: “peki ne etmem gerekir ki soyumu bu þeytani ruhtan kurtarayým?” diye sorar Sarayýnda toplanan tüm kâin ve bilginler “bu çocuðun ölmesi gerekir. Yoksa bu çocuk yoluyla senin soyunda bir “þeytani” soy oluþur. Ve zamanla bu iki soy arasýnda çatýþma çýkar ve soyun bu yola biri birini yok eder.” Demiþler. Kral: “peki nasýl öldürülmesine yönelik bir þart varmý?” Kâin ve bilginler: “hayýr, öyle bir þart yok. Ancak bu çocuðun ölüsünü kendi ve diðer normal ölülerin yakýnýna gömmemen gerekir. Öldürüldükten sonra çok derin bir çukurun içine atýp onun beyazlýðýndan olan kireç üstüne serpmelisin. Böylece onun “þeytani “ ruhu onunla kalmýþ olur. Ondan çýkýp bir baþkasýna bulaþmaz.” Demiþler. O zamanlarda ruhçuluk (annamist) inanca sahip olduklarýndan ölen birinin ruhu bir baþkasýna geçtiðine inanýrlardý. Kral bunun üzerine saraydaki hizmetkârlarýný çaðýrmýþ. Onlara: “bu çocuðu götürün kýrda bir yerde öldürün derin bir yere gömün gelin.” Demiþ. Ancak; kralýn bu isteðini hiçbir hizmetkârý yapmamýþ. Hata içlerinden hizmetkârýn biri krala: “kralým! Sizde bilirsiniz ki biz sizi çok seviyoruz! Sizin ailenizden birini öldürmek bizi ve gelecekte bizim ailemizi lanetli hale düþürecek. Sizde bilirsiniz ki sizin için her zaman ölmeye hazýrýz. Ancak bizden böyle bir þeyi istemeyin.” Demiþler. Kral bakmýþ ki onlarda haklý. Kim ki kralýn ailesinden birini öldürürse lanetli sayýlýrmýþ. Onun için kimse buna yanaþmaz. Çünkü kraldaki ruhun kutsal ruh olduðuna inanýlýrdý. Kral: “kim ki bunu yaparsa ona ve ailesine yetecek kadar hazine veririm.” Demiþ. Kralýn bu teklifine de kimse yanaþmamýþ. Onun için farklý bir çözüm aramaya koyulmuþlar. Kralýn büyük bir sýðýr sürüsü varmýþ. Öyle büyük bir sýðýr sürüsüymüþ ki otuz tane çoban zor güdüyormuþ. Bilginlerden biri: “kralým! En iyisi siz çocuðu verin birine götürsün sýðýrlarýnýzýn akþam yataklarýna dönüþünde, geçecekleri yolun üzerine koysun, sýðýrlar onu çiðnediðinde onlarýn ayaklarý altýnda o can vermiþ olur.” Demiþ. Kral: “bu düþünceniz iyi. Ne bugün nede gelecekte kralýn oðlunu öldürdü diye kimsede lanatlenmemiþ olur. Binlerce sýðýr onu çiðnedi mi onda ruh deðil tüy bile kalmaz. Ancak bu yola bu “þeytan” ruhundan kurtulmuþ oluruz.” Demiþ. Kral çocuðu hizmetkârlarýna vermiþ. Onlarda kralýn çocuðunu almýþlar gitmiþler akþam saatlerinde sýðýr sürüsünün geleceði yolun üzerine koymuþlar ve sýðýr sürüsünün gelmesini beklemiþler. Onlar böyle beklerken bakmýþlar sýðýr nahýrý geliyor. Demiþler “tamam bu iþ böylece bitmiþ olur. Bizim boynuzumuzdan düþmüþ olur.” Onlar böyle konuþup izlerlerken sýðýr sürüsü direk çocuðun üzerine yürümüþ. Zaten oda onlarýn tam yolunun üstündedir. Sýðýr tam kralýn çocuðuna yetiþmekteyken birde bakmýþlar ki sýðýrýn içinden bir inek koþup çocuðun üstüne gitmiþ. Fakat ne olduðunu görmeden diðer sýðýrlarda yoldan geçmeye baþlamýþlar. Sýðýr sürüsü geçtikten sonra ardýndan büyük bir toz bulutu býrakmýþ. Arkadan gelen çobanlarda gelmiþler onlarda bakmýþlar ki dinen toz bulutun içinde yolun üzerinde bir inek duruyor. Ve ineðin altýnda bir çocuk. Þaþa kalmýþlar. Kralýn hizmetçileri de onlarýn yanýna varmýþlar ki ne baksýnlar kralýn çocuðu sapa saðlam ineðin altýnda duruyor. Hemen çocuðu ineðin altýndan almýþlar inek ondan sonra yürümeye baþlamýþ. Tabi onlar o ineði tanýmýþlar. Çocuðu alýp doðru saraya krala götürmüþler. Onlar çocuðu saraya getirdiklerinde kral; kâin ve bilginlerle sarayda oturup sohbet ediyorlarmýþ. Hizmetçilerde çocuðu doðru onlarýn olduðu odaya götürmüþler. Ve yaþananlarý onlara izah etmiþler. Bunun üzerine kral kâin ve bilginlere: “bu ne meseledir? Binlerce bir sýðýr sürüsünün ayaklarý altýndan kurtulmak ne demektir? Hele bana bunun cevabýný verin.” Demiþ. Kâin ve bilginlerde: “bu Allahýn büyük bir hikmetidir. Demek ki Allah bize bir mesaj veriyor. Onun için; Allah o ineðe bir ruh verdi ve o inekte gitti senin oðlunu korudu. Bunda bir ilahi hikmet vardýr. Allah bize bu çocuðu yaþatmamýzý bizden istiyor. Onun için bu çocuðun yaþamasý gerekir.” Demiþler. Kral hizmetçilere: “gidin bana o ineði alýn gelin.” Demiþ. Hizmetçilerde hemen gitmiþler o ineði alýp sarayýn bahçesine getirmiþler. Kral, kâinler ve bilginler ile birlikte o ineði incelemeye çýkmýþlar. Bilgin ve kâinler ineðin her tarafýný incelemiþler. Ýneðin rengi beyaz ve siyah benekliymiþ. Ýneðin tam alnýnýn ortasýnda muskaya benzer bir siyah leke varmýþ. Ýneðin boynunda, ayaklarýnda ve vücudunun diðer yerlerinde de siyah benekler varmýþ. Hatta ineðin aðzýný bile açýp bakmýþlar. Ýneðin aðzýna baktýklarýnda dilinin üzerinde de bir beyaz leke varmýþ. Böylece ineði bir güzel incelemiþler ve þu kanata varmýþlar “bu inek diðer ineklerden farklýdýr.” Demiþler. Kral da o ineðe özgürlük tanýmýþ. Demiþ ki: “eðer her kim ki bu ineðe kötü davranýrsa onun kelesini uçururum. Bu inek kimin evine ve bahçesine girerse ona zarar verirse gelsin bana ben ona onun zararýnýn iki mislisini öderim. Ancak; kim ki böyle deðil de onu ürkütüp veya ona zarar verse ona vurursa onun boynunu uçururum.” Demiþ. Kralýn bu emri herkese duyurulmuþ. Böylece o inek her yerde özgürce dolaþýp otlanmaya baþlamýþ. Kâin ve bilginler de herkes iþine koyulmuþ. Kral oðlunu sevmiþ ona iyi bakmýþ. Derken oðlu büyümüþ. Kral da yaþlandýðýndan onu yerine kral yapmýþ. Tabi ki o daha önceden bu hikâyeyi öðrenmiþ. Kral olduktan sonra büyün ineklere özgürlük getirmiþ. Demiþ ki: “benim egemenliðimdeki topraklarda hiç kimse bir ineði kesemez, ona eziyet edemez, onun buzaðýsýna zarar veremez, buzaðýlý olan inekler kendi buzaðýsýný doyurmadan ondan süt saðamaz. Aksini yapanýn boynunu vurdururum. Ancak; bir inek kendiliðinden ölürse onun etinden ve derisinden faydalana bilirsiniz. Bir ineðin erkek buzaðýsýný bir yaþýndan sonra alýp sata bilirsiniz ve onu kesebilirsiniz. Ýki yaþýndan sonrada çifte süre bilirsiniz.” Demiþ. Böylece kralýn ülkesindeki tüm ineklere özgürlük saðlanmýþ. Kralýn haklýda kralýn bu emrine uymuþ. Halkýn bu emre inanmalarýnýn bir nedeni ruhçuluk inancýnýn o zamanki etkisidir. Diðer bir nedeni ise halkýn krallarýný ayný babasý gibi sevmeleriydi. Bu durum kazvin (hazar)denizinin güneyi Ýran’ýn kuzeyinde yaþayan halkta bir gelenek haline dönüþmüþ. Zaman içinde (i.ö. 550 ) yýlarýnda Akamendiler (persler)’in Med egemenliðine son vermeleriyle bu halkýn büyük bir kýsmý doðuya doðru Hindistan yönüne göçmüþler. Ve bu güne kadar da bu geleneklerini sürdürmeye devam etmiþler. Bu durumu birçok kiþi tapma olarak görür. Ancak; bunun bir tapma olayý olmadýðý, tarihten gelen saygýya dayalý bir gelenektir. İbrahim BUKAN komagena.com |